"agresif"'in çevirisi Bosnalı diline:
örnekler (Harici kaynaklar, incelenmemiş)
| Erkekleri daha agresif, kadınları daha dişi. | Muškarci dobijaju na agresivnosti, žene na ženstvenosti. |
| Pek süpermen sayılmazlardı. Agresif ve kibirliydiler. | Pa, teško da su bili super ljudi, jer su bili agresivni, arogantni. |
| Ne agresif olmaktan, ne de pasif olmaktan hoşlanıyorum. | Ne volim ni da napadam ni da se branim. Ti idi, ako želiš? |
| O girişken agresif açık yürekli genç cesur ahlaksız. | Poduzetan je... ... agresivan... ... druželjubiv... |
| Merkez Bankası eski Başkanı Çani, Para politikası daha agresif olabilirdi. | Monetarna politika mogla je biti agresivnija. |
| Sırplar sadece şimdi değil, daha önce de agresif propaganda yaptılar. | Srbi vrše agresivnu propagandu, ne samo sad, nego i ranije. |
| Benzer durumlarda depresyon semptomları akli yönde gerileme agresif davranışlar görülür. | Ko što smo videli, pokaziju simptome depresije, retrogresije i agresivni su. |
| Dodik, Erdoğan'ın daha agresif olması, daha başarılı olacağı anlamına gelmez. dedi. | Samo zato što će on Erdogan biti agresivniji, ne znači da će biti i uspješniji, izjavio je Dodik. |
| Kosova ve komşuları küresel mali krizin etkilerine hazırlanıyorlar agresif bir strateji öneriliyor | Kosovo i susjedi pripremaju se za udar globalne finansijske krize predlaže se agresivna strategija |
| Raporda, Hükümet üst düzey organize suç ve yolsuzluğu agresif bir şekilde kovuşturmadı. deniyor. | Vlada nije vršila agresivno sudsko gonjenje organiziranog kriminala i korupcije u visokim krugovima, naglašava se u tom izvještaju. |
| Rusya bölgedeki petrol ve doğalgaz akışını agresif bir şekilde geliştirip kontrol etmeye devam ediyor. | Rusija i dalje agresivno razvija i kontrolira priliv nafte i prirodnog gasa u regionu. |
| Bir başka muhafazakar parlementer Leo Amery daha agresif tutum içindeydi. Neden Almanya'yı bombalamıyoruz ki? | Još jedan torijevac, Leo Amery, želio je grublji rat. Zašto ne bombardirati Njemačku? |
| Ribauntlar, agresif oyun ve top çalmaları da eklemek isterim, bunların hepsi takımımızın oyununa damgasını vurdu. | Dodao bih i protivnapade, agresivnost i oduzete lopte sve to je obilježilo igru naše reprezentacije. |
| Merkez Bankası, üç aylık dönem içinde 1 ile faiz oranlarında daha agresif bir düşüş gerçekleştirebilirdi. dedi. | Centralna banka mogla je realizirati agresivno smanjenje kamatnih stopa, u okviru trimestra sa 1 , izjavio je bivši guverner Centralne banke Cani. |
| Rusya, bölgedeki petrol ve doğalgaz akışını agresif bir şekilde geliştirip kontrol etmeye devam ediyor. Getty Images | Rusija i dalje agresivno razvija i kontrolira priliv nafte i prirodnog gasa u regionu. Getty Images |
| Gelen haberlere göre, maçtan sonra polis agresif bir şekilde Celik takımının Senaid Müyezinoviç adındaki bir yetkilisini arıyordu. | Prema izvještajima, nakon utakmice, policija je agresivno pretresala jednog zvaničnika tima Čelik, Senaida Mujezinovića. |
| AK Arnavutluk'u 2009 seçimlerini uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirmeye, Karadağ'ı da agresif bir yargı reformu yürütmeye çağırdı. | EK je Albaniju pozvala na provođenje svojih izbora 2009. u skladu s međunarodnim standardima, a Crnu Goru na ostvarivanje agresivne pravosudne reforme. |
| Hastalığı süresince, halkı kök hücre ve kemik iliği araştırmalarının önemi konusunda bilinçlendirmeyi bşardı. 2005 yılında lösemi teşhisi kondu ve agresif tıbbi tedaviler gördü. | U toku svoje bolesti, ona je uspjela ojačati svijest javnosti o važnosti istraživanja matičnih ćelija i koštane srži. Njoj je 2005. dijagnosticirana leukemija i ona je bila podvrgnuta agresivnim medicinskim tretmanima. |
| Kaynaklar, gelecek hafta yayınlanacak belgenin iki ülkenin ilerleme kaydedemeyişi konusunda çok daha agresif olacağı ve büyük olasılıkla AB fonlarının kesilmesine yol açacağını söylüyorlar. | Izvori kažu da će dokument naredne sedmice biti mnogo agresivniji u vezi s nepostojanjem napretka u te dvije zemlje, što bi moglo dovesti i do povlačenja fondova EU. |
| İki ülkenin karşı cephelerde olduğu meselelerin en önemlisi, İsrail in agresif politikası , ki Türkiye ye göre bu politika, bölgedeki istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri, diyor Balcı. | Među neslaganjima koja treba razriješiti, kaže on, nalazi se agresivna politika Izraela, na koju Turska gleda kao na jedan od glavnih razloga koji stoje iza nestabilnosti u regionu. |
| Terörle mücadele çalışmaları alanında ABD ve diğer ülkelerle agresif bir işbirliği içinde olan Arnavutluk, kara para aklama ve terör finansmanı ile ilişkili banka hesaplarını dondurdu. | Albanija je agresivno sarađivala sa Sjedinjenim Državama i drugim zemljama u antiterorističkim naporima i zamrzavala je bankovne račune vezane za pranje novca i finansiranje terorizma. |
| İsrail, Türkiye ile olan ilişkilerin bozulmasını takip eden süreçte yoluna devam etti ve Türkiye nin agresif ve sorumsuz tavrını dengelemek için Yunanistan ve Kıbrıs ile güçlü stratejik bağlar kurdu. | U Izraelu, kaže ona, mi smo se već odmakli od svojih odnosa s Turskom i izgradili jake strateške veze s Grčkom, Kiprom i drugim državama, kako bismo napravili ravnotežu u odnosu na sve veću ratobornost i neodgovorno ponašanje Turske. |
| Karadağ'ın Budva tatil beldesinde geçen ay üst düzey yetkililerin tutuklanması, ülkenin AB'nin organize suç ve yolsuzlukla daha agresif şekilde mücadele edilmesi yönündeki taleplerini karşılamaya başladığı yönünde beklentilere yol açtı. | Prošlomjesečna hapšenja visokih zvaničnika u odmarališnom crnogorskom gradu Budvi podigla su očekivanja da zemlja počinje ispunjavati zahtjeve EU da agresivnije radi na rješavanju organiziranog kriminala i korupcije. |
| Şimdi, esas olarak bu durum, kendi zihnime karşı aldığım agresif bir tutumu temsil ediyordu bir tür psişik iç savaş ve bunun karşılığında seslerin artmasına sebep oldu, giderek düşmanlaşıyor ve tehdit edici oluyordu. | Najbitnije, sve to se ispoljilo agresivno pozicijom nasuprot moje duše kao neke vrst fizičkog civilnog rata, i na svoj način, to je prouzrokovalo brojne glasove, koji su progresivno postajali neprijateljski i prijeteći. |
| Kosova'nın baş müzakerecisi Edita Tahiri'ye yapılan domatesli saldırının daha ziyade sembolik bir eylem olduğunu biliyorum, ama Vetvendosje genellikle agresif bir tutum sergiliyor ve bunun sonucunda da polis, eylemcilere karşı orantılı bir şiddet uyguluyor. | Ja znam da je njihov zadnji akt bacanja paradajza na kosovsku šeficu u pregovorima Editu Tahiri bio više simboličan. Međutim, Vetvendosje je obično vrlo agresivan i kao rezultat, i policija proporcionalno koristi silu. |
| Kendimizi aktif ve agresif bir barış için tayin ettiğimiz enerjimizi bu gezegenin zenginliklerini ortaya çıkarmaya yönlendirdiğimiz şimdiye kadar savaş ve anlamsız rekabetler yüzünden ziyan edilmiş ilmin tüm imkanlarından yararlanarak üslenmemiz gereken bu muazzam görevin farkında mısınız? | Naš je posao tek započeo. Sada trebamo dovesti svijet u red. Bit će to duga i teška borba. |
| Türk istihbaratı ve siysetçiler, protestocular daha da agresif hale gelmeden, Esad rejiminin masum insanları öldürmesine engel olmak için elinden ne geliyorsa yapmalıdır, diyen Şandır, Suriye'de demokrasinin tesis edilmesinin Türkiye'nin en temel ulusal menfaatlerinden biri olduğunu da sözlerine ekledi. | Turske obavještajne službe i političari trebali bi dati sve od sebe kako bi spriječili Assadov režim u ubijanju nevinih ljudi prije nego što protestanti postanu agresivniji, pozvao je on, dodavši da je demokratija u Siriji jedan od naših glavnih nacionalnih interesa . |
| Yeni bir ekonomi inşa edebilirsiniz, ama Yunan toprağını, ufacık bir adayı bile kaybederseniz, geri alamazsınız. diyerek, 38 yıl önceki Türk müdahalesi sonrasında hâlâ bölünmüş durumda olan ve daha genişlemeci ve agresif olmak için krizden yararlanabileceğini hissettiği Kıbrıs'a bir gönderme yaptı. | Možete izgraditi novu ekonomiju, ali ako izgubite grčku teritoriju, čak i neko malo ostrvo, ne možete ga vratiti, što je aluzija na Kipar, koji je još uvijek podijeljen od turske invazije od prije 38 godina, i za koji on smatra da će iskoristiti tu krizu za veći ekspanzionizam i agresivnost. |
| Sesler bu acıların yerini alıp onları kelimelere dönüştürdü ve muhtemelen en büyük aydınlanmalarımdan biri en saldırgan ve agresif seslerin aslında en çok yara almış yanlarım olduklarını anlamaktı ve bu nedenle, bu sesler en fazla şefkat ve ilgi gösterilmesi gereken seslerdi. | Glasovi su preuzeli ulogu te patnje, i dali joj riječi. Jedno od najvećih otkrića bez sumnje bio je premda sam shvatila da su glasovi bili sve okrutniji i agresivniji, predstavljajući dijelove mene, koji su imali duboke rane, i pri tom su ti glasovi koji su imali potrebu da se manifestuju kao najsamilosniji i najpažljiviji. |
| Fark yaratacağına inandığımız adımları agresif şekilde atmaya devam edeceğiz. diyen bakan şöyle devam etti Rekor derecede kısa bir sürede kabul edilen ve çoğu zaman uluslararası camiada bu tür adımlar atmada isteksiz olan ülkelerin de yer aldığı Güvenlik Konseyi'nin kararı, güçlü ve açık bir işaret gönderiyor. | Mi ćemo i dalje agresivno raditi na koracima koji će, kako vjerujemo, dovesti do promjena, naznačila je ona. Očigledno, rezolucija Vijeća sigurnosti, koja je usvojena u rekordnom vremenu i obuhvatila je i zemlje koje često oklijevaju dati međunarodnoj zajednici ovlasti za poduzimanje takvih akcija, šalje snažan i nepogrešiv signal. |
| Uluslararası Kriz Grubu'nun Türkiye proje müdürü Hugh Pope SETimes'a verdiği demeçte, Gerek Türk makamları gerekse Türk Kürt milliyetçi hareketi son aylarda daha agresif bir tutum benimsedi. diyerek şöyle devam etti PKK kuzey Irak'ta yuvalandığı ve son iki ayda en az 38 Türk askerini şehit ettiği için, Türk Hava Kuvvetleri'nin saldırması şaşırtıcı değil. | I turske vlasti i nacionalistički pokret turskih Kurda zauzeli su zadnjih mjeseci agresivniju poziciju, izjavio je za SETimes Hugh Pope, direktor projekata pri Međunarodnoj kriznoj grupi za Tursku. Pošto je PKK bazirana na sjeveru Iraka i pobila je u zadnja dva mjeseca najmanje 38 turskih vojnika, stoga nije iznenađujuće da turske zračne snage vrše udare. |
Ilgili aramalar: Agresif -